Bir varmış bir yokmuş, Luminara adında surlarla çevrili bir şehirde Celestine adında bir prenses yaşarmış. İyiliğiyle tanınırmış, ama aynı zamanda yalnızlığıyla da. Günlerini sarayın bahçelerinde dolaşarak, kulelerin ötesinde kalan maceraları özleyerek geçirirmiş.
Her akşam, şehrin kapılarını Mira adında genç bir muhafız korurmuş. Savaşlardan ve şölenlerden böbürlenen diğer muhafızların aksine Mira sessizmiş. O, yıldızlara bakmayı ve gecenin sırlarını dinlemeyi tercih edermiş.
Bulutsuz bir gecede, Prenses Celestine ayın gümüş parıltısına kapılarak surlara çıkmış. Orada Mira’yı gökyüzüne dalmış halde nöbet tutarken bulmuş. Prenses tereddüt etmiş. Daha önce bir muhafızla hiç konuşmamış ama Mira’nın huzurlu varlığı ona güven vermiş.

Mira şaşırmış, dönüp eğilmiş. “Evet, Majesteleri. Yıldızlar hikâyeler anlatır, ya da büyükannem öyle söylerdi.”
Celestine’in gözleri parlamış. “Bana bir tane anlatır mısın?”
Mira başını sallamış ve avcı Orion’un ay ile dostluğunu anlatmaya başlamış. Mira konuşurken Celestine’in yalnızlığı yavaşça kaybolmuş. O günden sonra her gece gizlice Mira’nın yanına gelip yıldız kümelerini, eski kahramanları ve uzak dünyaları dinlemiş.

Gölge sura sıçramış, hançerini savurmuş. “Prensesi teslim et, sana zarar gelmez!” diye tıslamış yabancı.
Celestine’in kalbi çarpmış, ama Mira dimdik durmuş. “Önce beni geçmen gerek.”
Yabancı hızla saldırmış, fakat Mira daha çevikmiş. Saldırıyı savuşturmuş ve yardım çağırmış. Titrerken bile kararlı olan Celestine ağır bir feneri alıp saldırgana vurmuş. Şaşkınlıkla sendeleyen yabancı surdan düşmüş ve şehir askerleri tarafından hemen yakalanmış.

“Sen de öyle,” diye karşılık vermiş Celestine, haftalardır ilk kez gülümseyerek.
O geceden sonra Celestine, Mira’nın Muhafızların Komutanı olmasını istemiş. Çok geçmeden bütün saray sadece kahramanca davranışlarını değil, aralarındaki büyüyen dostluğu da konuşur olmuş.
Mira Celestine’e kılıç kullanmayı öğretmiş, Celestine de Mira’ya akvarelle gün batımı boyamayı. Birlikte, yalnız kuleyi kahkahalar ve ışıkla dolu bir yere dönüştürmüşler.

Ve böylece, Prenses Celestine ile Komutan Mira, artık yalnız değil, sonsuz ihtimallerin gökyüzü altında birleşmiş halde Luminara’yı yan yana korumuşlar.
Ve sonsuza dek mutlu yaşamışlar; dostlukları gökteki yıldızlar kadar parlakmış.