Bir varmış bir yokmuş, Oakberry Ormanı’nın ötesindeki fısıldayan çayırların üzerinde küçük bir kirpi yaşarmış, adı Pippin’miş. Pippin meraklı, nazik ve küçük, rahat yuvasını süslemek için parlak taşlar ve ilginç şekilli yapraklar toplamayı çok severmiş. En iyi arkadaşı, çevik ve zeki bir fare olan Tilly’miş, o da hemen yanındaki eski, yosun tutmuş bir kütüğün altında yaşarmış.
Bir sonbahar akşamı, altın yapraklar rüzgarda savrulurken, Pippin ve Tilly dolunayın ağaçların tepesi üzerinde yükselişini izlemişler. Ay, alçakta ve parlak bir şekilde asılı duruyormuş, kocaman bir peynir tekerleği gibi parlıyormuş. Pippin iç çekmiş:
“Tilly, sence ay gerçekten peynirden mi yapılmış?”
Tilly’nin bıyıkları heyecandan titremiş:

Pippin’in gözleri parlamış:
“Hadi ay peynirini bulmak için bir maceraya çıkalım!”
Böylece, patisinde fener ve boynunda küçük kırmızı bir atkı ile Pippin, Tilly ile yola çıkmış. Uzun çimenlerin arasından koştular, taşlardan taşlara atlayarak şırıldayan dereyi geçtiler ve ay ışığının orman zeminini aydınlattığı ormanın kalbine girdiler.
Gece karardıkça, yanlarında parlayan Ateşböceği Fred ile karşılaşmışlar.

“Biz sihirli ay peynirini arıyoruz!” diye cırlamış Tilly.
Fred göz kırpmış:
“Cesur olmanız gerekecek. Ay peyniri sadece gölgelerin dans ettiği ve kahkahaların yankılandığı yerde ortaya çıkar.”
Böylece, Pippin ve Tilly eski oyuk kütüğe parmak uçlarında girip, ahşap yüzeyden yansıyan gülüşlerini dinlemişler. Aniden, derinlerde hafif gümüşi bir parıltı belirmiş. Arkadaşlar heyecanla kalpleri çarparken yaklaştılar.

“Bu mu?” diye fısıldamış Pippin.
Tilly başını sallamış:
“Hadi birlikte tadına bakalım!”
Ama tam ay peynirine uzanacakken, arkalarından yumuşak bir hırıltı gelmiş — uykusundan erken uyanmış, uyuyan bir porsuk olan Blossom’muş. Arkadaşlara ve parlayan peynire bakmış.

Pippin ve Tilly gülümsemiş. Peyniri üç küçük parçaya bölüp Blossom ile paylaşmışlar. Tadına bakar bakmaz, içlerinde sıcaklık yayılmış ve tüy gibi hafif hissetmişler! Kıkırdayarak, ay ışığı altında dans etmişler ve etraflarında dönen gölgeler neşeyle dolup taşmış.
Şafak ışıkları ağaçların arasından sızmaya başladığında, sihirli his kaybolmuş, ama Pippin ve Tilly’nin kalpleri mutlulukla dolmuş. Ay peyniri gitmiş, ama macera — ve kahkaha ile dostluk anıları — kalmış.
Eve döndüklerinde, Pippin yatak kenarına son parlak taşını koymuş, Tilly ise yuvasına kıvrılıp hafifçe mırıldanmış. O günden sonra, Hasat Ayı yükseldiğinde, yukarı bakar, gülümser ve ay ışığı altında paylaşmanın büyüsünü buldukları geceyi hatırlarlarmış.